Ne Tuncay Şanlı büyük futbolcu ne de Fatih Terim büyük teknik direktör...
Aksi olsaydı, biz de dünya kupasında olmaz mıydık?.. Grup maçlarında İspanya’nın ve Bosna’nın gerisinde kaldık. İspanya futbola en çok yatırım yapan ülkelerden biri, belki de en başta geleni ve bunun karşılığında da grup maçlarından lider çıktılar ve devamında dünya şampiyonluğunu kazandılar. Yani, bir yerde beklenen oldu. Eğer, futbol oynamış ve şimdilerde TV’lerde yorumculuk yapan eski futbol adamlarımıza kalsa ve dedikleri gibi “top yuvarlaksa” nasıl oluyor da; beklenen oldu ve İspanya şampiyon oldu diyebiliyoruz... Evet, top yuvarlak, fakat hangi takımın nasıl bir performans gösterebileceği artık kestirilebiliniyor (İspanya-İsviçre maçındaki gibi sürprizler sonucu değiştirmez). Kabul edelim artık, futbol duygusal bir oyun değil, bireysel bir oyun değil, haydi aslanlarım, haydi yiğitlerim gibi sırt sıvazlamalarla oynanan bir oyun hiç değil. Futbol bir ekip oyunudur, teknik bir oyundur. Bu nedenle futbol ekipleri teknik direktörler tarafından yönetilir. Başka bir deyişle, bilimsel yaklaşımlarla futbol takımları oluşturulmalı ve yönetilmelidir. Yani, yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi futbolda da Atatürk’ün dediği gibi “en hakiki mürşit ilimdir”...
Futbol aslında bir yaşam biçimidir, toplum olarak paylaşımcılığı, eşitliği, özgürlüğü, çalışmayı ve sorumluluk almayı benimsemiş toplumların futbol denilen takım oyununu benimsemesi ve oynaması daha kolay olmaktadır. Fakat az gelişmiş toplumların karakteristik özelliği olan bencillik, kolaycılık, tembellik ve kurnazlık gibi özellikler ekip olmayı engellediğinden dolayı, bu ülkelerin futbol takımları ancak “sürpriz başarılar” elde edebilir...
İngiltere’de yaşadığım yıllarda farklı ülkelerin öğrencilerinin maçlarını izleme fırsatı bulmuş ve ilginç bir tespitte bulunmuştum. Maçlarda İngiliz öğrenciler paslaşarak hep beraber oynarlardı, Türk öğrenciler ise zorunlu olmadıkça pas vermeyi seçmezdi, Arap öğrenciler ise zorunlu hallerde bile genellikle pas vermez ve topu alan her öğrenci topu kaptırıncaya kadar çalım atardı. Futboldaki bu yaklaşım aslında bir yerde bu toplumların yaşam biçimlerini de yansıtmıyor mu?
Genellikle Avrupa’nın futbola en çok yatırım yapan (aslında para harcayan demek doğru olur, çoğunlukla da transfere) 5–6 ülkesinden biri olan Türkiye’nin devamlı bir başarısının olmamasının en başta gelen sebepleri belki de futbolcuların ve teknik direktörlerin eğitimi ve profesyonellik anlayışlarıdır. Bu kadar çok futbolla yatan kalkan bir ülkede, yurtdışında oynayan oyuncu sayısı maalesef 3’ü geçmiyor ve bunlar da hiç bir zaman takımlarında yıldız olamıyorlar... Bugün için en ünlü oyuncularımızdan olan Tuncay, İngiltere’de sıradan bir futbolcu konumunda, Türk antrenörlerinin gözünde Arda büyük bir futbolcu, fakat ne hikmetse, Afrika’nın kabilelerinde bile yetenekli futbolcu arayan Avrupalı futbol adamları Arda’yı bir türlü fark edememektedirler... En önemli teknik direktörlerimizden olan Fatih Terim, kısa bir İtalya serüveninin dışında Avrupa’nın herhangi bir kulübünde çalışmamış ve ne yazık ki bir Daum dahi olamamıştır. En önemlisi de, Türkiye onlarca maç yapılan bir grupta (yani sürprizlerin telafisinin mümkün olduğu bir durumda), Bosna’nın bile gerisinde kalmıştır. Fakat yine de Tuncay’ın, Arda’nın ve Fatih Terim’in hakkını yemeyelim çünkü bunlar bizim yetiştirdiklerimizin en iyileridir. O zaman, aynaya dönüp kendimizi, yaşam felsefemizi ve sistemimizi gözden geçirmemiz gerekiyor galiba...
Son olarak, İspanya-Hollanda final maçı için Hollandalı ünlü futbol adamı Cruyff’un sert oynayan Hollanda takımı için “kazanmak için sergiledikleri bu kirli oyun beni utandırdı” sözü Türkiye-İsviçre maçında rakip futbolculara tekme atın diyenlere kapak olsun...